Kavrayarak Öğrenme

Kavrayarak öğrenmede, hafızaya aynen geçirmeye ihtiyaç duyulmaz. Konunun esası, anla ve ilişkiler olarak kavranır. Öğrenilen bildirilmesi gerektiği zaman, zihin, kavranmış olan ve bir anlam koduyla hafızada tutulan içeriği, uygun gördüğü sözcüklerle rahatça ifade eder. Kavrayarak öğrenmede,  içeriğin birçok ayrıntısı sadece esasın anlaşılınca, bu tür ayrıntılar, esasa bağlı olarak kolayca hatırda kalır. Derhal hatırlanamayanlar, muhakemeyle çıkarılır. Esası kavrayarak öğrenmede, böylece ham hafıza yükü az olur hem de değişik açılardan yöneltilen soruların cevaplandırılması için imkân hazırlanır. Çünkü hafızaya kodlanmış olan anlam yapısından, muhakemeyle yeni sonuçlar çıkarmak mümkündür.

Öğrenci, öğrenme içeriklerini kavramak, hafıza yükünü azaltmak ve bilgileri çok çeşitli biçimlerde kullanabilmek için, yukarıda anlatılan eğitim hastalığından kurtulmalıdır. Önce, bu hastalığın zihni donuklaştıran niteliği ve ondan kurtulmanın gereği hususunda bilinçlenmek gerekiyor. Sonra, sözlerle ilişkiyi yeni baştan, tıpkı okula başlamadan önceki doğal biçimde kurmak gerekiyor. Sözleri,  gerçeği düşündüren semboller olarak algılamaya yeniden başlamalıdır. Bir şeyi gördüğümüz zaman onun ne olduğunu anlamaya çalışırız. Daha yakından gözlemlersek, onun niteliklerine, bağlı olduğu başka şeylere, üzerimizdeki etkisine ilişkin fikir ediniriz. Artık o şeyden bize söz edilirse, o anda o şeyi görmeden de onu zihnimizde canlandırabiliriz.

Dili sembolik bir araç gibi kullanılan düşmenin işlevi, sadece gerçeğe ait bilgileri temsil etmek değil, aynı zamanda gerçekle ilgili yeni bilgiler doğurmaktır. Bize bildirilen bilmediğimiz bilgileri, sembolik düşünmeyle zihinde temsil ederek öğrenebiliriz. Fakat düşünmenin asıl yararı, o ana kadar bilmediğimiz gerçekleri bize buldurmasıdır.

İnsanın asıl öğretmeni, kendi düşüncesidir. Çünkü bilginin kaynağı düşüncedir. Gözledikleri üzerinde düşünen insanlar yeni sonuçlara varmak suretiyle bilgi yapısıyla bağlanışını kurarak muhakeme etme yeni bilgiler doğuruyor. Öğreticinin bildiği ya da kitaplarda yazılı olan gerçekleri biz bilmiyorsak, onları bilir hale gelmemiz de yine düşünme yoluyla olmak zorundadır.

Gözlemlediğimiz dünya bizi dışımızdadır. Fakat anlama, zihinde olur. Anlamayla ulaştığımız bilgi, başkaları biliyor olsa bile, bizi için yeni bir sonuçtur. O sonuca, önce sembolik düşünme planında varıyoruz.

Eğitimde hüner, dil sembollerinin sözden ibaret kalmamasının önlemlerini almaktır. Okul, bizi her an doğrudan dünyanın içine götüremez; doğada işlemler yaptıramaz; sosyal hayatın her yönünü bize yaşatamaz. Tarihteki olayların gözümüzün önünde yeniden olmasını sağlayamaz, bir romancının anlattığı olayları ve ruh hallerini okulda dil sembolleriyle temsil edilerek öğrenciye aktarılacaktır. Fakat başarılı öğretim, öğrenmeye istekli olduğunu varsaydığımız öğrencinin zihninde önce merak uyandırır; sonra öğrencinin bilgi yapısını harekete geçirecek öğrencinin zihninde düşünme işlemerini başlatır. Bu süreçte öğrenci, dil sembolleriyle temsil edilen gerçeği öğrencinin kendi zihninde kurmasına yardımcı olur. Bu noktaya önem verilmezse insan, eğitim gördüğü halde bilgisiz kalır.